
İşaret parmağıma doladığım iple zincir çektim, prangalar yaptım, urgan ipler ördüm ve ke(n)dimi öldürdüm. Kanı toprağa değmemiş bir kat(i)lim şimdi.
Katı bir şeriat uyguladım bugün, beynimdeki iki lopun arasına jileti bağladım ve bağırdım “afedersiniz! Bir dakika hepiniz bana bakın! Evet, ben bir suçluyum ve bundan utanmıyorum!” konuştukça kanadı dudaklarım.
Ve yine eşek kulakların çınlasın Midas... bugün dokunduğum her yer bembeyaz..
“bulutlara değecek kadar büyüdüm mü?” dedim anneme, belim kadar ince bardakta yudumlarken çayımızı. “olmak istediğin her yer senindir” dedi. “bulutlar da,kilometrelerce yer altıda..”…
Peki ya kalamıyorsam, sığamıyorsam 6400 kilometrekarelik dünyaya? İçime mi dar gelir dışım, dışıma mı küçük gelir içim? 4 odacık, iki salon kalbimi talan etmek hiç de zor değilken… Başka bir kente gitmek... Başka kentin çocuğu olmak, kalmak... Aklını bavuluna sığdırmak...
Evet, taşınıyorum hem de kelimelerin düğümlenip kaldığı, içimin dışıma en yakın olduğu yere: boğaz(ım)a...
Yüzme bilmediğim yerde, yutamadığım sözlere, görmediğim yüzlere tutunur, geçerim.




2 yorum:
En zor şeydir kendine sığmak.Fikirler insanı yoklar durur dar gelirsin kütlene,hacim ölçümleri doğru değildir böyle dönemlerde.Ben hep ruhum bağırıyor derim şükür ki sustu:)
sigamiyoruz zaten dunya'ya bu yuzden de kendimize siginiyoruz.. kendi icimizde huzur veren bir yer ariyoruz, durulabilecegimiz bir yer.
Yorum Gönder