31 Ocak 2008 Perşembe

Balıkçı

Kimden neye başlayan bir masal olmuş. Sonsuz bir gerçekle başladığına inandığımız masallar uykumuzun en tatlı yerinde bir yalanla bölünmüş. Uyanmış küçük kız, sıçramış yatağından. Hadi bu rüya geçsin diye tanrıya dua etmek için elini açmış. Oda karanlık olduğundan ellerine bulaşanı şeker zannetmiş. Oysa şekerler bulanmayalı ellerine bir uyku öncesi kadar zaman geçmiş.

Ellerindekiler kanmış, kar(ay)mış. Ve bu yüzden yanmış.

İçinde balık tutulan tüm çukurlar kaybolmuş. Deniz çekilince; balıklar da çalılıkların arkasına saklanmış, elinde oltasıyla kalıveren balıkçıdan kaçmak için. Sen misinanı kendine dola. Yemlere ihtiyacımız yok. Tuttuğun her balığı şeker görünümlü yal/anlarınla zehirleyeceğini hepimiz biliyoruz. Balıklar da buna dâhil.

sesini duymayı sevdiklerim var..

tınısında dinlendiklerim..

koRkarım,yanmaktan yokLuklarında..

aynı izleri taşıyan küçük ayak sahipleri gibiyiz,


Bildim ki, kaybetmekten korkacağım tek şey benim ikizim. Gördüm ki; korkmak yersiz. Hissettim ki; içinde olanı dışarı atamıyorsun. İç/im/de kal... Yalansız, yansımasız

30 Ocak 2008 Çarşamba

Karar ?

Onun için ümit var mı? En azından doğru konuları düşünüyor ve dinsel aldatmacalara sığınmıyor. Ama duyduğu korku çok fazla.Katı olmasını ona nasıl öğreteceğim?Soğuk duş cildi kuvvetlendirir.Kararlılığı kuvvetlendirmenin de böyle bir yolu var mıdır acaba? Tanrının değil,zamanın arzuları doğrultusunda yönetildiğimiz fikrini yakalayabilmiş.İradesinin,"öyle oldu" karşısında güçsüz olduğunun farkında.Acaba ona "öyle oldu"yu, "öyle istedim" e dönüştürmeyi öğretebilecek miyim?
Friedrich Nietzsche

125 yıl önceden mi tanıyordun sen beni? o zamanlar başkasının içinde miydim ben? Öğretecek misin bana yaşamayı? yoksa senin yansıman da O'nun içinde mi? Karar vermeliyim. Taraflardan biri O iken bana karar vermeyi nasıl öğretecek? Bu nasıl adil olacak? Peki dünya ne kadar adi/l ?

26 Ocak 2008 Cumartesi

KAN(a)MAK


Bitirmeye çalışmak mı, başladığına pişman olmak mı? Hangisi daha yakın sana? Yoksa sıkıldın mı küçük bir çocukla uğraşmaktan?
Dişlerim çürük benim... Ama unutmadım ; şeker yedikten sonra dişlerimi fırçaladım, büyüklerin tembihlediği gibi. Ağlarken ısırdığım yastıklarda oluşan izlere ve düşlerime bir çözüm bulamadı hiçbir uzman...
Sokak aralarını paylaşabilirim seninle. Satır aralarına sığdıramayız yaşadıklarımızı. Ama kaybolabilirim içinin içinde. Yük olmam. Bilirsin istediğinde susarım. şikayetin değil miydi suskunluğum? Susarım ben. Eline,yüzüne,sözcüklerine susarım en çok da. Kana kana içerim hatta.Kanarım birazda.. Grimin dediği gibi ilaç içsen daha kötü olacak bir kanama bu. Kan/dım sana...
Hergün biraz daha erimeli. Yok melankoli falan yapmıyorum. Bildiğin ruhsal çöküntülerden değil bu. Şeker gibi erimeli. Suya konulmalı.Susmalı..
Bundan sonrası yok. Yazamadım, okuyamayacak olduğunu bildiğimden. Yine bana kalacak kurduğum düşler. Nasılsa birazdan Güneş doğacak ve uyanacak uykusundan.. Bilinçaltı işte diyecek. Geçti ve bitti. . .

24 Ocak 2008 Perşembe

AKkara'ya

Koca bir fırtınadan sonra her şey kendi sesine büründü. Acı içinde büyük bir çığlık sarmaşıklardan, sarılmalardan yüzüne bulaşıyordu. Ç/izikler oluşuyordu dizlerinde(aldığın nefeste kalbin dizine saklandı,eğildi) .ve düşlerin kanıyordu birer birer…

İçinde yarattığın tüm ilahlara isyan çıkartıyordun şeytanmışçasına. Kendine secde edemiyordun yine de. Trajik olan yaşanın çelişkinin bile bir çelişki olmasıydı kelimelerinle başkasının aklını,içini çeldiğin hayatında. Daha kendine bile inanmadan hep olmayı istemek, her şeyi bıraktığın gibi bekletmek… bu bazı şeyleri karmaşıklaştırırken seni de anlamsızlaştırdı.

Unutmak istediklerin en çok aklına gelenler oldu. Belkilerin keşkelerinin üstüne yürümeye başladı. Sen atarken kendini dışarı, üstüne biraz daha kara parçası döktüler. Bulandın rengi kırmızı bir şarap akşamından bir yalana. Bulaştı koku bir melekten bir illüzyona. Yıkan yok olduğu nehirlerde ve arıt içini küllerimizi savuracağın yankısız ormanda.

Bıraktığın melek omzunda oturmayacak artık. Çünkü selam vermedin secde ederken kendi fikirlerine… Uzaklaştırmaya çalışırken daha da karşı konulmaz oldun anlasana hastalıksın sen. Bir bakışla bulaşan.

Gözlerini kapat küçük bebek. Oyuncak değil ellerine sürülen yüz.

Bilsin istedim.

22 Ocak 2008 Salı

Rüzgâr.

O rüzgârda uçup ölebilirdim. Atkımı battaniyemi almadan üstelik yalınayak çıkıverdim sokağa. Ceplerime biraz taş doldurdum. Misket de olabilir bu,zaman geçti hatırlamıyorum. Hayır, uçmayayım diye bir kaygım yoktu. Hatta kız kulesinden kollarımı kanat yaparak uçabilirdim. Misketler, yolda karşılaşacağım kötülüklerden korunmak içindi.

Henüz suyolu açılmamış marul tarlalarından geçtim. Unutmadım çiftçilere yaptığım iyiliği. Ayaklarımı sürerek yol açtım onlara. Ayaklarım yalındı. Ben rüzgârı takip ediyordum. Yürüyordum ama baktım ki, rüzgârı takip eden sadece gözlerim olmuş. Aldırmadım dedim, ama üşümeye başladım. Birazdan yağmur yağar, ıslanabilirim. Marullara su gidebilir açtığım yoldan. Sabah körü çıkılan yolda akşam da olur. Rüzgâra kurt uluması karışır. Karnında kırmızı başlıklı kız saklayan kurt… Sahi, beni yutabilecek kadar büyük mü ağzı? Karnında kız saklayan kurt ve karnına yakın ceplerinde misket saklayan küçük bir kız…

Yok, gerçekten olmuyor böyle. Üşüdüm ben. Annemi dinlemeden kalktım, üstüme hırka, ayağıma terliklerimi giymeden. Ve daha yüzümü bile yıkamadan sokağa çıktım. Şimdi nerede olduğumu bilmiyorum. Yaralanmışım, üşümüşüm kimin umurunda?

Kurdun karnında kız, benim karnımda misket var. Üstümde battaniyem yok, kollarımda ölümden kalmış çizikler var. İçimde üşümek var, içimde… Neyin yok olduğunu biliyorsun! Sustum…

21 Ocak 2008 Pazartesi

3 dakikalık doğum günü



Büyüdükçe genişliyor yüreğim. içindekileri dışarı atmak zor. acımıyor hayır.kımıldamazsam,hareket etmeyince acıtmayacak. kemiriyor içimi.kendim benimle mücadele veriyor. ganimet olarak kabul ediliyor her şeyim. biraz kaybettikçe sızlayan tarafım artıyor. yüreğim biraz daha genişliyor. içimi kemiriyor bir kuruntu. geldi içime kuruldu.
olur ya her yıla yeni bir dilek mumlar üflenirken (: benimkisi yirmi dört saatlik bir peri olma isteğiydi. olmadı. saat on iki olduğunda sihirli değnek de fareye dönüştü hayaller de balkabağına...
tüm günü şimdi başlayacak diye beklemek.kalan bir dakikayı da tüm gün ilan edip herkese yalancı bir bayram yaşatmak.ayrılan sadece üç dakikaydı. isterdim ki kal/sın.içimi kurutana kadar, kanımı sızdırana kadar bileklerimden acıtsın. ama olmadı.

Tanrılar birbirinden saklasa bile biliyorum: kediler beni seviyor.. iyi ki doğdum..

18 Ocak 2008 Cuma

kurdum.

Dünya bana bir Tanrı`nın buluşu ve rüyasıymış gibi görünüyor. Dünya canı sıkılmış bir Tanrı`nın gözleri önündeki boyalı buharlara benziyor. İyi ve Kötü, mutluluk ve acı, ve sen, ve ben, benim için bir yaratıcının gözlerinin önündeki boyalı buharlardır. Yaratıcı gözlerini kendi üstünden çekmek istiyordu ve dünyayı yarattı. Acı çeken birisi için gözlerini kendi acısından başka bir yere çevirebilmek baş döndürücü bir mutluluktur.

Nietzsche

Birisi bu rüyayı durdurmalı. Uyandığında "ol" dememiş olmalı ne Adem'e ne toprağa..Masalcının da dediği gibi her şey bir vehim olmalı.(olasılığı az bir ihtimal üzerine kurulmuş düş...)

14 Ocak 2008 Pazartesi

Önce doğmuş ikizim'e

Kanına bulanmış bir tutam duman.saçların(turuncu)dan önce güneş aydınlatmamış hiçbir yüzü.şeker kokusunu sarhoş olmuş bir yabancı. Yabancı dediğime bakma senin için şüpheli bir yalancı.

Acemi dublör ders veremeyecek kadar küçük sana. Senden önce sahneye çıkıp rol yapmaya çalıştı hatta rol yapmak da değil,isteği ışıkları açıp aktörü görebilmekti. Her sahne bir deneyimdi ya. Sahneden inince kuliste gerçek oyuncuyu gördü. Masum,içli ve turuncu..

Sahne açılır,ışıklar kalır fonda. Işıklar ne ak ne kara. Oynanacak rol yok. Öpüşsek mi dövüşsek mi kararsızlığı içinde .. ben kulisten izledim. Yanımdakinin ağzını kapadım.sesi aynada yansımasın diye..

Ben onu havadan sudan değil karadan konuşurken buldum. Aynı rahimden geldik. Bir an(a)karada tekrar bulacağız tüm masalları ve bizi yazacak yeniden Grimm kardeşler. Grimm kardeşim iyi ki varsın.

12 Ocak 2008 Cumartesi

mauvv

Fonda bir müzik var. Fon değil o fondöten. Yüzümün çirkinliğinden değil yahu; herkesten saklamak için. Paranoyayım ben, ya gözlerimin baktığı yolu takip edip de seni bulurlarsa? Sesini çıkarma kal orada. Yakında... Çalan müzik nereye gitti diye sorma? Bremen’e gitti. Mızıkaymış sadece. Gözümü görmesinler diye kapadım ve sıfırı milat aldım kendime başladım saymaya: bir, iki… Milyondan sonra? Boşuna diyorsun biliyorum.

“Bilmiyorum”lu cevaplar verme bana. Bilmelisin; beni büyütmelisin. Yarım kalmamı istemezsin? Ama yarınım senin ve yarınım olmanı beklerken yağmaladım. Neyi de? “neyi?” parktaki tüm salıncakları. Çünkü onlar da benim kadar bekleyişte.

Beyaz kanatlı kediye anlattım seni .”mauuvv “dedi usulca. O ne demek deme şimdi biliyorsun; kedileri severim. Onlar da seni.

Toprağa döndürdüm elimi. Beklediğim gökten değil, yerden gelsin diye. Üç elma düşsün diye değil, lambadan cin çıksın diye. Cin çıkmadı. Toprak yarılmadı, yen içinde kaldı. Yen değil yem. Kadın toprağın içine aktı. Ak/tı…

08 Ocak 2008 Salı

kal.


Erimiş mumlar… fitili sönmüş ama ben tekrar yakmaya çalışıyorum. Laubalileştirilmiş kelimelerle ağdalı bir sabah kahvaltısı hazırlıyorum kendime. Bir şeyler eksik biliyorum. Biz’in en önemli öznesi yok. İyi de cümlede özne gizli olabilir demişti öğretmen! Yok öğretmen falan, kim?/se bir şey öğretmiyor. Başkaları için kullanacak kelimelerini, hatta belki de kullanacak başkalarını.olmadı,beğenmedi. İyi de neden bu kadar karmaşıklaştırıyorum ki. Açık ve basit. “gitmek istemediğin için kalma!” Yok öyle bir şey diyip yalanlayacak yine ama.. sokak kedileri kadar aptal değilim. Kedilerden istediğim bana biraz daha iyi davranmaları. Malum periler her zaman olmaz.kurgulanmış olsalar da her istediğimizde kalmaz. Topluyorum ardından dağıtılmış yaprakları kelebek kanatlarını.. onların yerine kendimi saklıyorum kutunun içine,senin içine .. ne fark eder ki ikisi de kapalı. Artık hangi meyve adını söylersen söyle fark etmez. Orada öleceğim. Durmadın,duymayacağım..

07 Ocak 2008 Pazartesi

yanlışlıkım

Sınav sistemini eleştirdim adil değil diye 4 yanlış götürdü tüm doğruları ama ben ne yaptım?tek yanlışla tüm doğruları götürdüm .. söyledim yapmadım..yok bir çıkış yolu.

Limana sığındım hasarlı teknemle. Doklardan kelimelerce çekiç sesi geliyordu beynimin içine. Tamir edilmesi gereken yanlışlar değil benim. Bakın bu işte bi yanlışlık var. Yine mi (:?

Artık gülüp geçiyorum söylenenlere.gülüyorum geçemiyorum.niye gülüyorum? Anlaaaa. Bozuğum ben düzeltilmesi gereken yanlışlar değil benim.
Gel benim küçük limanım yak fenerlerini ve izin ver temiz sularında arıtayım içimi. Çok değil birkaç dalgayla durulursun yine. Durur musun peki ?dur..

06 Ocak 2008 Pazar

sana mı sona mı?

yine mi düşürdüm taşıdığım doğmamış kelimeleri?kim bunların tohumu?ırmağından yatağına aktı.senindi.görmedin.
saçmaydım.saçtın.çocuklara anlatılacak büyüklükteki bir masalın kahramanı olabilirdim ancak.olamadım.varmak-gitmek.oraya gittim ama varamadım.dedim ya saçmaydım..saçlarıma dolanan rüzgara benziyordu yüzün.uykudan yeni uyanmış saçlarım kadar karmaşık olmamın sebebi belliydi.sendin.görmedin.
ölümden kaçtım ben.bir öncesi intihardan kaçtım,bir sonrası beklemek mi?düşürdüğün kelimelerim gibi öldür sen beni.ve idamlık mahkum gibi son istekte anka'lara savur küllerimi.masallarda olamadan masallarda ölmeliyim.öldürdün.görmedin.
dahil etmeliyim seni de perdelerini çektiğim odanın karanlık sofrasına.yüzüne biraz sarhoşluk bulaştırmalıyım.bozmalıyım yine sözümü.kızmalısın,kızmalısın ki kapıyı ne kadar hızlı çarptığını görmeliyim.ardından gülene kadar ağlamalıyım.kalmalısın.bakmadın bilmeyeceksin.ben sözümü tuttum..tuttum.görmedin.