
Tuz yaraya acıtmak için değil, bazen de acısını almak için basılır. Akdeniz ikliminde bir sahil kasabasıyken aklın, omzumdaki tüm yaralarla kaplıca niyetine geldim tuzlu sularına. Uslu bir sonbahar günü çocuk parklarındayken aklım omuzlarımdaki tüm yük kapının ardında kalmıştı. Kabuğu kopartılan kaplumbağa gibi…
Bir elma soysam dışını hiç bölmeden içindeki çekirdeği alsam? Kanar mı? Yer mi biraz şeytan olan kadın. Bilir mi çekirdeği olmayan meyve tohum vermez çoğalamaz. Bazen tek olmak çok kalmaktan iyidir/miş.
Biraz daha şeker diye ağlarken avuçlarım dişlerimin olmadığı geliverir aklıma ve bu yüzdendir söylediğim çoğu kelimenin anlamsızca çıkışı dudağımdan. Islatılınca kırmızıya kaçan pamuk şekerin tadını aşağı atladığım apartman boşluğunda bırakıp kaçtım. “Ye, arkandan ağlar” dediler ya. Ben gidince pamuk şekerimin arkamdan ağladı…
Gözü yaşlı bir çocuktur aynanın karşısındaki melek.. Bilmediği tüm şehrin tümden yuttuğu, karanın getirip karın götürdüğü bir beyazdır o da… Tuz gibi, şeker gibi…
Dün bir hastane odasında içi dumandan kararmış bir hastaya doktor üç beyazı yasakladı.. arınamayacak diye..










