22 Mart 2008 Cumartesi

Tel


Harflerinden bir anlam çıkmayan, yarım bırakılmış bir cümleydi içimde sesi. Bir rüzgâr esti, yavaş yavaş çekildi adımlar sokaktan. Adamlar ve adımları başka yere gidiyordu. Ben adımla söylüyordum onun şarkısını. Olasılıksız akan buğulu gözlerimin ardından küçük bir ihtimal arıyordum iki yanağının arasında. Yanımda oluyordu.başımın sağ kısmı bir omuzda kalıyordu ve ağlıyordu nereye gideceğini bilmeyen adamlar,onların adımları..

Gülüşü karşısındaki hayranlık dolu yüz ifadem beni gülünç kılardı. Saklardım bu yüzden yüzümü ellerimin arkasına. Bir deli olabilirdim tedavisi yarım bırakılmış,kaçabilirdim aklımın tel örgülerinden. Ve bir canlı bomba olabilirdim iki yana örülen tel tel olmuş saçlarımın arasında imha edilmeye hazır…

Bir sarmaşığa benzetilebilirdi ağzımın ve burnumun birbirine orantılı olduğu biçimsiz yüzüm.tutunacak dal olsaydı sarılabilirdim belki de .. oysa boyu ve boynu askıda kalmış otçuk oldum kurak saksıda…

Dün burada yağmur yağdı. Silemedi hiçbir damlası yüzümdeki yarım cümleyi.adamlar adımlarıyla kaçıştılar.adım ıslandı,fonda onun şarkısıyla…

17 Mart 2008 Pazartesi

nefret patlaması

İçinden koptuğunda parçalarca,yıllardır patlamamış ve külleri bile Hiroşima etkisi yapacak bir bomba oluyordu O.bir atom oluyordu benim için,gözle göremeyeceğim kadar küçülüyordu aklımda. Ve elektronlarına ayırıyordum O’nu. Yörüngesinden uzaklaşıyordum.imgesellikler toplamından öteye gitmiyordu zaman ve ben dizinde uyuduğum rüyayı topuklarımı yere vura vura terk ediyordum.

Anlık öfke değil,anlarımın toplamı onunla bir hayat olmuşken,tamamını bir hiçle ,bir hiç için geçirmişken. Kim yıkılmaz ki en değerlisinin gözünde yok olduğunda,en değerlisi olmayacağımı anladığım bir gözde anlıyorum bunu .. ve hiç ediyorum,piç ediyorum bırakıyorum..

Sen bana ol dedin ,ben sana öl diyemiyorum. Oysa kalman anlamına gelmiyor hiçbir sözcük. Ölme de kalma da…

14 Mart 2008 Cuma

hiç..


Ben kimsem sen o’sun..

Bu denklem seni bırakmış olduğum sigaradan arta kalan tütün yapardı,saçlarımın arasında.. ve ellerime nikotin bulaşırdı toprak kokusunu soluyunca.. tabi bir yağmur sabahında…

Nedir derdin ve ne der idin bunu bilemiyorum.. uzaklık mesafelerle değil gözünün alabildiği,gönlünün uçabildiği kadarmış. Küllerini yakıp ormana kaçmak,seni nasıl yeniden doğurabilirdi.. hangi baba seni bu mutluluk rahmine hapsedebilirdi. Ve kaç kardeşin olurdu aynı kandan beslendiğin. Yoksa gece yarısı adamlarından mı olurdun,kendilerine kurt diyen maskeli adamlar .. ? bu da seni yazılmayacak bir oyunda aktör yapardı..

Yazdığım tüm senaryolar elimde patladı..,senaryo değil bunlar sanatoryum adamım.. ve seni oynatıyorum henüz çözümü bulunmamış bir hastalığın tedavisinde.. bu da seni önüne geçilebilecek bir virüs yapardı..

Bir çift yeşil zümrüt buldum.. ganimet değil,savaşmadım.. hediye desem.. hiç değil,hak etmedim.. ve ben bir kırmızıyı kanattım dizlerinde. Ve bu da seni bir hiç yapardı.. benden uzak..

06 Mart 2008 Perşembe

karınca

Toz parçasını suda eritmişti süspansiyon aşkı. Saçında çözülmemiş heterojen kırmızı boyalar kalmıştı yıkandıkça turunculaşan,yıllandıkça güzelleşen.. şarap gibi kırmızı…

90 derecelik dik açıyla yıkanmış yalanlar çekti içine,çektikçe kısaldı sigaramsı… ve bilirdi adam da kadın da ciğere dolan duman gözü yaşartmaya yeterdi..

Kutuya konmuş yapraklar arındığı ırmakları değil göz pınarlarımı kuruttu. Aklımın odalarında saklambaç oynuyordu inler ve cinler.. secde edemiyordum ateşten yaratılan hiçbir şeye. Duvarlara çarpıyordu bir Beethoven melodisi gece baykuşlarını…

Bir imgesellik almış giderken satırları,bir lunaparkta belki ters dönmüş bir gondolda,belki de şarteli atmış dönme dolapta dönüyor aklım. Ve kurbağaya dönmüş prens,atına binmiş gelecekken, atlı karıncayla bir atlı karınca kadar bile yol alamadığımı anlıyor ve susuyorum..

05 Mart 2008 Çarşamba

falcı haklı

Shakespeare olur aklım olmakla/olmamak arasında. Ve aklı kaçık yazarın doğmakla-ölmek arasında yarattığı bir masalda bir aynaya takılır saçlarım. Buklelerim bozulur yabancı bir omuzda ve ben ol’urum.

Ölür müyüm bilmem yıldız tozlarını unutmuşken omuzlarımda;yarasını hayatın tekerine işeyerek kapatan peri…

Onların evinde bir sessizlik olmuş o gece. Kordonla beslendiğim sığabildiğim en küçük yataktan ne oluyor be edasıyla kalkarken ben, onlar bilmemiş beni ama muhakkak geçirmiş içlerinden birisi :”dünyaya küçük bir kız daha geldi.”

Kim bilirdi bir olta ve şekerin bunca mucizeler yaratacağını. Yalanın ve onun :

Sıra altlarında kopya niyetine,

Köprü altlarında içki niyetine,

Yağmur altında aşk niyetine

Bulunan birkaç yıl küçültülmüş fotokopisinin bir gerçek ve bir gelecek oluşturacağını.

….

Ben bir söz duydum o ağızdan,masalları sırtıma alırım,saçlarıma yıldızları takarım ve beklerim otobüs niyetine kullanılmış trenlerin getireceği gökkuşağındaki tek gerçek rengi..