25 Haziran 2008 Çarşamba
biz'e
Islatmayı çok seviyordu,kaygan zeminde daha çabuk yayılır derdi ya balıkçı, ağladıkça gülüyordu işte.. herkes ağlatsındı onu, herkes üzsündü..duygu sömürüsü değil çünkü sömürülecek duygular zaten onun kaldıramadıklarıydı..
Yel değirmenlerini gördü bir gün, yürüdü,çöldeki serapmışcasına yürüdü. Yel değirmenleri gel diyordu.. ve bağırıyordu önündeki kadın: “tüm keşkeleriniz alınır ve iyikilerle sorgusuz sualsiz takas edilir”. Islak gözlerinin nemini kuruladı ve tekrar baktı,ne seraptı ne hayal ne de iskambil kağıtlarından yapılmış üflesen uçacak bir düş..
Her şey gerçekti.. yalpalayarak koştu sancho panza koştu rosiyi ve don kişot’u da aldı..ardından tüm masal mahallesini..klavyesiyle masal anlatmak için kullandığı parmaklarını şimdi umut değirmenine döndürüyordu don kişot.. orada diyordu..keşkesini alan gelmişti işte.
Ve sonra her şey olması gerektiği gibi oldu.. ç/abasına gerek kalmadan umudu buldu bizimki. Öyle güzel şeyler oldu ki, kimse gerçekle hayali birbirinden ayıramadı. Çünkü tüm hayaller gerçek oldu.
Not/a: bunu bi Edith piaff yaptı bir de BİZ..
24 Haziran 2008 Salı
yukinin masalı.
Kimdir ki aşkın saflığına can-ı gönülden iman etmiş, işte onlar bu aynada kendilerine bir kere bakmaya görsünler, anında kötü kalpli acımasızlara dönüşüverirlerdi. Kraliçe bilirdi, aşk parçalanınca içinden zehir akardı.
Kırıldı bir gün ayna… aktı zehir… yalnızlıkçı aldı savurdu cam parçalarını ışıklı şehrin üstüne. Parçalar kimin gözüne girdiyse işte onların masalını anlatmaya başladı anlatıcı.
Saf aşık Kay’ın gözüne girmiş kırık. Kay değil Gerda yitirmiş saflığını. Hiç olmuşlar…
Kay düşmüş kraliçenin peşine, Gerda düşmüş Kayın peşine, Kays düşmüş Leyla’nın peşine, Leyla düşmüş aldanışlar çölüne. Camdan yapılmış Leyla, kırılan cam kırıkları girmiş gözüne. Ayna dediği Leyla, cam dediği kalbiymiş maskecinin. Bir canavara dönüşmüş kırılınca… Karlar kraliçesi dediğin Leyla, aşk dediğin yalanmış. Biter sanmışlar uyanınca rüya… bitmezmiş... Leyla’mış… Leyla camdanmış. Karlar kraliçesinin aynası kırılınca buz parça olmuş. Gözlerine girmiş kırık kalp parçaları. Ayna ayna söyle şunlara demiş Karlar Kraliçesi, “Leyla sensin, kendine aşıksın ve benliğine hiçbir zaman varamayacaksın.”
Söyle demiş Karlar kraliçesi zorlamış aynayı, “Sizin hiçliğiniz” demiş ayna, “nemli gözlerinizden kayıp giden bir nehrin derinlerinde saklıdır, ağlayınca hiç olursunuz, gülünce bir maske…”
Yinede üşüyordu Kay, tedirgindi, titriyordu. Gerda’yla öpüşürken neden gözlerini kapatamadığını düşünüyordu. Eğildi ve buz gibi bir öpücük kondurdu Kraliçe Kay’ın alnının çatına. O çarpının atılmış olduğu yerin tam ortasına. Isındı Kay, gülümsedi. Bir kez daha öptü Kraliçe, Kay unuttu her şeyi. Kaz dağlarının doruklarında yetişen sarıkız otunu Beyoğlu kaldırımında dövüp meyan şurubuyla içen insanlar gibi unuttu her şeyi. Kırk kapıdan giren kırk kilitten geçen insanlar gibi unuttu her şeyi. Her şeyi… yani aşkı...
Uzandı Kay, “Bir kez daha öp beni” dedi, “Seni bir kere daha öpersem ölürsün” dedi Karlar Kraliçesi.”Benim üç kere öptüklerim, yani sevdiklerim hep ölürler…”
not/A: ben böyle cümleler dökemem,yazamam ki kendimi böyle. bir masalcım var benim,hepimizin..bizim masalımızken kendisi,üçümüzün.. tek iken hem de..yazmasan ağlamazdım belki de.. iyi ki varsın :))
22 Haziran 2008 Pazar
galiba ben
Kendimi alda(n)ttım yine..
her şeyin güzel olacağına dair umudu olan varsa içinde saklasın artık… Hatta içinden söküp atsın. Verin bana hepsini bir araya getirip,yakacağım. “Ederlezi” söyleyeceğim üstünden atlarken. O,bunu duyacak! Alıştığı o ezgiyi,yalanları anlattığı o bed sesten duymak onu şaşırtacak.
Not: gökkuşağına aşık oldum. Kulakların çınlasın Midas,yankısı tüm ovalara dağılsın. Puttan farkı kalmadı kalbinin.
19 Haziran 2008 Perşembe
10 Haziran 2008 Salı
mutfağımdan çıkanlar

“Biri bitmeden yenisi başlamazmış, gün gibi. Önce geceyi görmeliyim, şafak vakti dinlendirsin beni.”
Guguk kuşu 12. kez çıktığında yerinden, ebabiller yağdırsın saçlarıma taşlarını. Perde arkası aralanmamış bir cinayet olsun bu gece. Sıkıca kapatsın perdelerini camdan bakan kadın, bu gece eşkıyalar taşlayacak her evi. Guguk kuşu gık sesini çıkarmadan kalacak kapının ardında, hay Allah yine mi pili bitti bu eski saatin dediği anda, tavan arasına kaldıracak onu da masalcım... Çünkü savaşı görecek, yalanı görecek o saat. Büyümek istemeyen çocuklar çıkmayacaklar evlerin en üst katına... Öcüler saklanacak, birileri kim yazmış bu aptal masalı derken, sesleneceğim mutfaktan: “daha misafirler gelecek bozma ortalığı” diye. Dokunmasın kimse isteyeceğim, kıskanacağım. Özenle hazırlanmış cümlelerim var... Ne yapayım, elimdeki yaşanmışlıklarla bu kadarı çıkıyor...
İstemeden dahil olduklarımın hayatında yer kaplarım sıkıntısıyla yaşarken, aslında hiç kabul edilmediğimi gördüm. Yalnız bırakılabilmeyi gördüm, yalanı gördüm sözlerinde... İnanmamı beklemeyin artık kimseye, şekerdi değer verdiklerim suya düştü...
Yine de bir renk bulabildim gökyüzünden... Hem de ne mavi gerek olması için, ne de kırmızı... Artık sonbaharı taşır tüm sözleri. Yürüdüğümüz bütün yollar, gördüğümüz tüm gözler gibi sarı.
Muhteşem cinayete 7 saat var, guguk kuşlarının altını kısın (:
09 Haziran 2008 Pazartesi
(:
basit,küçük,belki de saçma.. benim kelimelerim benim dünyam.. başka dünya mümkün mü? tekim,iki(z)m bile yok.. hepsi benim.
evet,ben bir deliyim.
yine yeniden aynı şeklide buradayım..




